Üyelik Girişi
Site Haritası
Kategoriler
Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 24° 17°
    • El-Kassas 88: "Allah ile beraber başka bir Tanrı bulup o'na tapma,o'ndan bakşa hiç bir tapacak yoktur. O'nun Zâtından başka her şey helâk,yani yok olucudur,fanidir,geçicidir. Hüküm o'nundur ve siz ancak o'na döndürüleceksiniz."
    • Tevbe 28: Ey iman edenler! Müşrikler,ancak bir pisliktirler;atık bu yıllardan (hicetin dokuzuncu yılından) sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar.Eğer fakirlikten korkarsanız.Allah sizi fazlından zenginleştirecektir inşallah. Gerçekten Allah Alimdir,Hâkim'dir. 
    • El-Vakıa 77: O,elbette şerfli bir Kur'an'dır. 78: Öyle ki,( Allah katında ) Levh-i Mahfuz'da saklıdır. 79: O'na ( Dış ve İç Pisliklerden ) temizlenenlarden başkası dokunamaz. 80: Alemlerin Rabb'inden indirilmedir o...
    • Bakara 115: "Mesrik de Allâh'indir, magrib de. Hangi tarafa dönerseniz, Allah'in yüzü oradadir. Çünkü Allâh Vasi'dir, Alîm'dir"
    • 8 Enfal 17: Resulüm (savaşta) onları siz öldürmediniz,fakat Allah onları öldürdü.Attığın zamanda sen atmadın,fakat Allah attı...
    • 92- Âli İmran 92: Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça,iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanıZ Allah onu bilir.
    • ARAF SURESİ AYET 146: Yeryüzünde haksız yere ululuk satanlara ayetlerimizi idrak ettirmeyeceğiz, zaten onlar, hangi delili görseler inanmazlar, doğru yolu görseler o yola gitmezler, fakat azgınlık yolunu gördüler mi hemen o yola gitmeye koyulurlar; bu da ayetlerimizi yalan saymalarından ve onlardan gaflet etmelerinden ileri gelir
    • 18 Kehf 65: "fevecedâ abden min ibâdinâ âteynâhü rahmeten min indinâ ve allemnâhü min ledünnâ ilmâ" ( Orada ) kullarımızdan bir kul buldular ki,biz ona katımızdan bir rahmet vermiştik ve ona katımızdan bir ilim öğretmiştik.
    • 7 / A'RÂF - 179 Andolsun ki; Biz cinn ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır; anlamazlar, gözleri vardır; görmezler, kulakları vardır; duymazlar. Onlar; hayvanlar gibidirler, hatta daha da sapıktırlar. İşte onlar; gafillerin kendilerdir.
    • 10 / YÛNUS - 100: Allah'ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.
    • 8-ENFAL: 22 - Çünkü yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü anlamayan ve düşünmeyen sağırlarla dilsizlerdir.
    • 4 - Nisa: 79 - (Ey insanoğlu!) sana gelen her iyilik Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Ey Muhammed! Biz seni bütün insanlara bir elçi olarak gönderdik. Buna şahit olarak da Allah yeter.
    • 8-ENFAL: 22 - Çünkü yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü anlamayan ve düşünmeyen sağırlarla dilsizlerdir.
    • Kehf Sûresi: 25: Onlar mağaralarında üçyüz sene durdular, dokuz da ilave ettiler.
    • 87, Â'lâ sûresi:14-15: Elbette kurtulmuştur temizlenen, Rabb'inin adını anıp, O'na kulluk eden.

ÖMER DEDE (Bıçakçı Ömer Dede)

ÖMER DEDE (Bıçakçı Ömer Dede)

   Hacı Bayramı Veli'nin halifelerinden ÖMER DEDE koluna Melamiyei Şettariye veya Melamiyei Bayramiye denir. Ömer dede'nin çeşitl isimleri vardır: Göynüklü Ömer dede, Pıçakçı Ömer dede, Bıçakçı Ömer dede, Bursalı Ömer dede gibi... Hacı Bayramı Veli'nin çok sevdiği ihvanından ve halifelerindendir. Hacı Bayramı Veli ölüm döşeğinde iken üç defa (EMİR SU GETİR) diye seslenir. Bir ihvan su getirir, Hazret bir daha seslenir. Bu defa bir başkası su getirir. Olay üç defa tekrarlanır. Üçüncü sefer Ömer dede kalkar, suyu verir. Hacı Bayramı Veli suyun bir kısmını içer, sonra Ömer dede'ye teveccüh buyurarak: 


   <<-Artanı da sen iç, emniyeti kübra'ya nail olasın>> der.

   Ömer Dede suyu içer. bu hareket hilafetin Ömer Dede'ye devri anlamındadır. Nitekim suyu içen Hacı Bayramı Veli alemi bekaya uful eder. Ömer Dede, şeyh olduğu halde Akşemseddin ihvandan biat alır. Ömer Dede, Hacı Bayram'ın göçünden sonra Akşemseddinle çatışmaz, Ankara'dan ayrılır.

   Göynük'e gelip yerleşen Ömer Dede, burada şeyhliğine devam etmekte ve İhvanına melameti telkin ve tedris etmektedir. Hırka, Taç, Asa gibi Hacı Bayramın Pir'lik işaretleri Ömer Dede'nin nezdindeydi, fakat Ömer dede'nin şekle değer verdiğini gören olmamıştı, O, bir rint, dünya metaına, dünya ikbaline sırt çevirmiş bir  büyük yiğitti. Ermişler katında dünya saltanatının ne önemi vardı ki?... Ömer Dede, cezbe de bir Pir'di. Aşk ve cezbe onda galebe çalmış, melamet neşesi onda zahir olmuştu. Bu hal Dede'nin halk nezdinde itibarını arttırıyor, ihvanı O'na koşuyordu. Akşemseddin hazretleri hükümdar şeyhi idi, Hacı Bayramı Veli'den hilafet almıştı, tarikat erkânına büyük önem veriyordu. Bu nedenle Göynük'e geldi. Ömer Dede'nin ihvanından biat istedi ve aldı. ÇÜnkü Dede, böyle şekli merasimlerle ilgli değildi, hele biat merasimlerine hiç önem vermiyordu. Biatlar alındıktan sonra Akşemseddin hazretleri, Ömer Dede'den, Hacı Bayramı Veli'nin hırka, taç ve asasını istedi. Akşemseddin bu işaretlerin kendisine ait olduğunu iddia ediyorlardı.  Ömer Dede, hayır demedi. Ancak bir şartı vardı. Emanetleri cuma namazından sonra evinde devir ve teslim edecekti. Akşemseddin bu talebi kabul edip cuma gününü beklemeyi uygun gördü.

   Ömer Dede, cumadan önce evine odunlar taşıttı, bu odunları evin etrafına yığdı ve namazdan sonra odunları tutuşturdu. Dede, Akşemseddin'e dönerek:

   <<-Emanetler içerde kaldı, buyurun alınız>> dedi ise de Akşemseddin duymamazlıktan geldi. Bunun üzerine Ömer Dede ateşn içine girdi, evine geçti. Emanetleri aldı amma dışarı çıkarmadı. Hırkayı sırtına, tacı başına koydu; Ömer Dede ateşin içinde gezindikçe hırka, taç ve asa yanıyordu. Ömer Dede ateşin içinde dolaşmaya devam etti. Hepsi yandıktan sonra ateşten çıktı. Akşemseddin bu hali görünce sesini çıkarmadı ve Ömer Dede'ye dokunmamak gereğini anladı. İşine karışmadı ve İstanbul'a döndü.

   Ömer Dede'nin bu hareketi ile Bayramiye'nin Melâmi kolu alenen izhar edilmiş oldu. Ömer Dede'nin kurduğu melâmi koluna Melamiyei Şettariye adı verildi.

 

ÖMER SIKKINÎ DEDE'nin HALİFELERİ:

 

   Bayrami Melamilerin özelliklerine Hacı Bayram'ın fikir ve şahsiyeti konusunda temas edildi. İşte Ömer Dede'nin kurduğu kola mensup ihvan vahdeti vücudun temsilcisi olmakla melamiliği devam ettirdiler. Melamiyei şettariyede, Akşemseddin'in Bayramiyei Şemsiyesinden farklı olarak şiilik hakimdir; Tarikat kayıtlarından çok melamet neşesi, şekil unsurlarından ziyade temel inanç; ibadette usul ve erkân kadar zikir esas alınmıştır. Bu kol da Ehli Beyt aşkı fart bir neşedir. Melamilerde zikir ve fikir her şeyin üstündedir. Bu bakımdan kişisel haklara, hürriyete aşıktır melamiler. Tefekkür alemleri geniş ve zengindir. Bunların etkisi okadar geniş olmuştur ki aşağı yukarı bütün Bayrami şeyhleri melami olmuşlar ve kendilerini Bayrami göstermişlerdir.

   Bu şekilde teessüs eden Bayrami melamilerde silsile şöyle devam eder:

   HACI BAYRAMI VELİ - ÖMER SIKKINÎ - AYAŞLI BÜNYAMİN - AKSARAYLI PİR ALİ - İSMAİL MAŞUKİ - HELVAYİ BABA - AHMET SARBAN - ŞEYH HASAN - ŞEYH AHMET - EMİR HALİL AĞA - NALINCI MEHMET DEDE - EDİRNELİ PİR AHMET - ANKARALI ŞEYH HÜSAMEDDİN - BURSALI ŞEYH HASAN KUBADİZ - LÂMEKÂNİ HASAN KAZZAZ - BOSNALI HAMZA BALİ - ŞEYH ALİ - İDRİS MUHTEFİ - BEZCİZADE MUHİTTİN - TIFLİ EFENDİ - PİR SARITAŞ - HALİL PAŞA - HÜSEYİN AĞA - SARI ABDULLAH EFENDİ - LÂLİ ŞEYH MEHMET - SÜTÇÜ BEŞİR AĞA - DİLAVER AĞA. (5)

   Zamanla gelişen melamiler din adamları, hocalar ve şeyhül islam ile ters düşmeye başlamışlar, bilhassa cezbe halinde söyledikleri ve yaptıkları tepki ile karşılanmış, genç ve müptedi melamilerin yada cezbe halindeki melami ihvanın şeriat erbabı tarafından tekfir edilircesine horlanmaları diğer melami erbabını da isyan ettirmiş ve arkadaşlarını koruma yolunu tutmuşlardır. Bu yüzden erbabı şeriat ile melamilerin arası gittikçe açılmış, buna devlet ve millet görüşlerindeki farkta ilave edilince, Melamiler ikinci devrelerinde sık sık hükümdarın takibine ve mahkemeye sevk edilme ve şikayete muhatap olma talihsizliğini tatmışlardır.

   Mesela Pir Ali, Kanuni Sultan Süleyman'a şikayet edilmiş, fakat Kanuni gerçeği anlayıp Pir Ali'yi tanıyınca O'na hürmet ve saygı göstermiştir.

   Pir Ali'nin oğlu İsmail Maşuki 12 müridiyle birlikte, Şeyhül İslâm Kemal Paşa zadenin fetvası ve hükümdarın fermanı ile,1529 yılında Sultanahmet meydanında idam edildi.

   İdris Muhtefi hakkında çeşitli yakalanma müzekkereleri olmasına rağmen bulunamadığından padişah fermanı ve şeyhülislam fetvasıyle ölümden kurtulmuştur.

   KÖPRÜLÜ FAZIL AHMET PAŞA  MELÂMİ DÜŞMANI İDİ, bir çok melami şeyh ve ihvanını katlettirmişti. Melâmi Şeyhi Sütçü Beşir ağa idam edilmiş ve cesedi denize atılmıştır. Beşir Ağa ile birlikte bir çok melami'de idam edilmiştir.

   BEŞİR AĞA'nın idamından sonra Osmanlı devleti sınırları içinde melamiler gizlenmek ihtiyacını duydular. Melâmilik gizli gizli devam etti. Melami şeyhi Ahmed efendi Yanya, Serez, Koçana tarflarına giderek melamiliği oralarda yaydı. Böylece üçüncü devre melamiliğin doğuşu için gerekli ortam hazırlanmış oluyordu.

   Melâmiler Seyyid Muhammed Nur'un zuhuruna kadar şeriat erbabı ve sultanlık idaresinden gizlenmek zorunda kalmışlardı. Üçüncü devre melamete gelinceye kadar görülen durum melamilerin hür fikri ve vicdan hürriyetini savunmaları ve bu yüzden hem hocaların hem de hükümdar ve yaranının düşmanlığını kazandıklarıdır.

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam22
Toplam Ziyaret195580
Saat
Duyurular
Anket
CAMİLER ALLAH'IN EVİ MİDİR?
Takvim
Edep Ya Hû
EDEP YÂ HÛ...
 
Edep ayağa düşmüş de,
Pazar'da satılır olmuş.
Sakız olmuş dillerde,
Bilmeden söylenir olmuş.
 
Bize edepsiz diyenler,
Edebe dâvet edenler,
Edep dersi öğretenler,
Edepsizce söyler olmuş.
 
Edep yâ hû diye diye,
Ortalarda gezenlere
Sordum, edep nedir diye.
Başı önde susar olmuş.
 
Edep yâ hû nedir bilmez,
Özünü tefekkür etmez,
Tahkik ile söyleyemez,
Çün, taklîden söyler olmuş.
 
"Yahya Salih" edep yâ hû,
Edepsizlik etme yâ hû.
Uyan aç gözünü yâ hû,
Nefsin Hakk'a söver olmuş.
 
Fakirullahmelâmî
 
Edep: Güzel ahlak, hayâ.
Pazar: Alışveriş yeri.
Edepsiz: Kötü ahlaklı, hayâsız.
Dâvet: Çağırma, ziyafet, duâ.
Öz: Asıl, kendi, kendisi, iç âlemi.
Tefekkür: Düşünmek, fikri harekete geçirmek.
Tahkik: Doğru olup olmadığını araştırmak, yanlışlığı meydana çıkarmak, icelemek, iç yüz.
Çün: Zirâ, çünki, mâdem ki.
Taklid: Benzetmeye ve benzemeye çalışmak, benzerini yapmak.
Nefs: Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zâtı olan kendisi.
Hakk: Doğru, gerçek.
Hu: "O" Mânâsında gösterme zamiri.